Damar Sertliği
Damar sertliği genel bir deyimdir. Kan basıncının yükseldiği durumlarda küçük çaplı atardamarlarda görülen arteryoskleroz, bazı kas damarlarında görülen medyal skleroz ve geniş çaplı atardamarların iç tabakalarında görülen ateroskleroz atardadamar sertleşmesi türleridir. Bunlar arasında en sık görüleni aterosklerozdur.
Ateroskleroz, insanın sağlığını etkileyen yaygın bir hastalıktır. Enfarktüs olaylarının yüzde yüzünde, beyin kanamaları ile şeker hastalığında ise yüzde elli oranında ölüm sebebidir.
Ateroskleroz yeni bir hastalık değildir. M.Ö. 1500 yıllarında bile var olduğu, eski Mısır mumyalarının incelenmesi sonucunda anlaşılmıştır. Bu gerçek, hastalığın çağdaş bir hastalık olduğunu, gelişen toplumlardaki hızlı yaşantının ve mhsal gerilimin yol açtığı bir durum olduğunu ileri sürenlerin görüşleriyle çelişmektedir.
Normal bir atardamarın çeperi üç tabakadan meydana gelir. En içte «intima», ortada kaslardan oluşan «medya» ve en dışta daha çok bağ dokusundan oluşan «adventisya» katları vardır.
Ateroskleroz en çok intima katında görülür. En sık yerleştiği bölge ise ana atardamardır. Bu alanda gelişimi oldukça hızlıdır. Kalbi besleyen atardamarlarda biraz daha yavaş bir gelişine gösterir. Beyine giden atardamarlardaysa çok yavaş gelişir.
Hastalığın başlangıcında atardamarlarda ince, sarı renkli, yüzeyden biraz kabaran ve yağlı bir madde birikiminden oluşan birikintiler görülür. Zamanla bu birikinti alanları gri bir renk alırlar; sertleşir ve damarın boşluğuna doğru giderek daha fazla kabarırlar. Bir süre sonra, bu kabartıların yüzeylerinde ülserler oluşur ve yağlı madde içinde kireçlenme başlar. Bu sırada yumurta kabuğu gibi sertleşebilirler. Kan, bu alanlar üstünde pıhtılaşır ya do bu kabartıların içine doğru kanama görülebilir. Bu kabartıların boyu büyüdükçe tehlikeleri de çoğalır.
Atardamar sertleşmesi, içlerinden kireçli su akan boruların iç yüzlerinde kireç birikmesine benzetilebilir. Zamanla bu borucukların içi tıkanabilir. Bir atardamarda böyle bir tıkanma olunca, o atardamarın beslediği organda oksijensizlik nedeniyle bozukluklar başlar ve bu alana gelen başka atardamarlar bu eksikliği karşılayamazlarsa o organ ölebilir. Ateroskleroz bacak damarlarında sık görülür. Bacak kasları yeterli miktarda oksijen alamazlarsa, hareket ettirildiğinde bacaklarda sancı belirir. Aynı şekilde, kalbi besleyen atardamar sertleşmelerinde de, fazla çalışması gerekince kalp kasının oksijen ihtiyacı karşılanamaz ve bu alanda ağrı baş gösterir. Bu duruma tıp dilinde «anjin do puatrin» ya da «angina pektoris» denir. Deriye gelen oksijen yetersizse deri kangren olur.
Mikroskop altında incelendiği zaman ateroskleroz plaklarının, içlerinde kolesterin denen bir madde birikmiş olan yağlı proteinli bir yapıya sahip oldukları görülür. Bu alanlarda bağ dokusu ve kireç birikimi de görülebilir. Kolesterin, insan vücudunun normal metabolizması için gerekli bir madde olup cinsiyet hormonlarının yapımında kullanılır.
İnsan vücudu birçok hayvanlarınkinden farklı olarak, besinlerde yeterli kolesterin bulmazsa bu maddeyi üretebilir. Ancak birçok besinde kolesterin bol miktarda bulunur. Yumurta, hayvansal yağlar ve sütlü besinlerde bu madde yüksek oranlarda vardır.
Bu hastalığa yol açan etkenler konusunda, bilim adamları arasında bir görüş birliğine varılmamıştır. Birçok etkenin bir arada rol oynaması mümkündür. Ateroskleroz özellikle insanlar arasında görülmekle birlikte, kümes hayvanları ve domuzlar da bu hastalığa yakalanabilirler. Bu hastalığın gelişimini açıklayan iki kuram vardır.
SEBEP BESLENMEDİR
Beslenme kuramına göre, ateroskleroz, hastanın kolesterini bol besin yemesi sonucu kanda biriken yağlı maddelerin, atardamar iç yüzeylerinde çökmesiyle oluşur. Otçul olan tavşanlara laboratuvarda yağlı besinler verildiği zaman atardamarlarında böyle birikmeler görülmüştür.
Dünyanın birçok yerinde yapılmış olan araştırmalarda, beslenmedeki yağ miktarı ile bu hastalığın belirme olasılığı arasında ilişkinin bulunup bulunmadığı incelenmiştir. Az yağlı yiyecek yiyenler arasında ateroskierozun az görüldüğü anlaşılmaktadır. II. Dünya Savaşından önce pirinç ve deniz ürünleriyle beslenen Japonlar arasında görülen kalp atardamarı aterosklerozu oranı düşükken, savaştan sonra besinler zenginleşince yükselmeye başlamıştır.
SEBEP ATARDAMARLARIN İÇİNDEKİ BASKIDIR
«Tromboz» kuramı ise, ateroskierozun atardamarın intima tabakası üstüne oturmuş kan pıhtısından geliştiğini öne sürer, intima tabakasının görevi dolaşımdaki kanın yapışıp pıhtılaşmayacağı, kaygan bir yüzey meydana getirmektir. Ancak, intima yıkıma uğrarsa, bu alanda kan pıhtılaşabilir. Atardamar içine bir ipek dikiş konulursa ateroskleroz meydana gelir. İpek dikişin konduğu yerde önce pıhtı oluşur ve zamanla bu pıhtının yerini ateroskleroz alır. Normal yaşamda, pıhtının oluşumuna yol açan etkenin fiziksel gerilim olduğu sanılmaktadır. Bu görüşü destekleyen bazı kanıtlar vardır. Ateroskleroz, atardamarların çatallanma noktaları gibi kan basıncı en yüksek bölgelerinde meydana gelmektedir.
Eskiden atardamar kireçlenmesi, normal bir yaşlılık belirtisi olarak kabul edilirdi. Bu görüş bir ölçü de doğrudur. Damar sertliği sonucu ölümler yaşın ilerlemesi ile artmakla beraber ana atardamarlardaki yağ çizgileri bebeklerde bile görülmektedir. Nitekim Kore savaşında ölen 20-30 yaşları arasındaki Amerikalı askerlerin yüzde yetmişinin kalp atardamarlarında sertleşme belirtileri tespit edilmiştir. Öte yandan bazı yaşlı kimseler öldükten sonra cesetleri üzerinde yapılan otopsilerde böyle bir durumla karşılaşılmamıştır.
Şişmanların bu hastalığa yakalanma olasılığı zayıflara oranla fazladır. Kötü beslenme ile atardamar sertleşmesi ters orantılıdır. II. Dünya Savaşından sonra, esir kamplarında kalmış olan askerlerde damar sertleşmesi çok az görülmüştür.
ERKEK KADIN FARKI
Kadınlarda genç yaşlarda aterosklerozun belirme olasılığı, erkeklerinkinden az iken, 60 yaşını aşmış olan erkek ve kadınlar arasında bir fark kalmamaktadır. Farkın kadınlık hormonu olan östrojenden ileri geldiği ve 50 yaşlarında yumurtalıkların görevlerini bitirmesiyle östrojen salgılanması sona erince de, farkın ortadan kalktığı sanılmaktadır, östrojen hormonunun hangi yolla etkili olduğu kesinlikle bilinmemekle beraber, kanda kolesterin düzeyini düşürdüğü sanılmaktadır.
Tütün kullanmak, atardamarlarda spazm (büzülmelere) a yol açarak, bu damarlar içinden kanın akmasını güçleştirmektedir. Eğer bu damarlar ateroskleroz nedeniyle biraz daralmışlarsa tütün içmek, durumun daha da ağırlaşmasına yol açmaktadır.
Atardamar sertleşmesi ussal çalışma yapanlar arasında, bedensel çalışma yapanlara oranla daha fazla görülür. Bunun nedeni kesinlikle bilinmemekle birlikte fiziksel çalışmanın damar sertleşmesi olasılığını azalttığı sanılmaktadır.
Hormonlar arasındaki dengesizliklerin de etkili olmaları mümkündür. Erkeklik hormonu olan androgenler kanın kolesterin düzeyini yükseltirler. Londra’da otobüs şoförleri arasında, biletçilere oranla daha fazla atardamar sertleşmesi görülmüştür. Bu farkın şoförlerin daha fazla ruhsal gerilimle karşılaşmalarından ileri geldiği sanılmaktadır.
Şeker hastalığı olanlarda atardamar sertleşmesi görülmesi olasılığı yüksektir. Bu hastalarda ayak damarları sertleşme nedeniyle tıkanırsa, parmaklarda kangren oluşabilir.
Atardamar sertleşmesinin en iyi tedavisi, önleyici tedbirlerin alınmasıdır denilebilir. Bu tedbirler şişmanlamaktan kaçınmak, kolesterini bol gıdalar yememek (yani hayvansal yağlan kullanmamak, sütlü maddeleri ve yumurtayı az yemek) sigara içmemek ve yeterli bedensel çalışma yapmaktır. Kanında kolesterini artmış olan kimseler donmamış yağları (zeytinyağı gibi) bol yiyeceklerle beslenirse kolesterin azalmaktadır.
Tansiyonu normalden yüksek olan kişilerin, tehlikeli aterosklerozlara karşı korunabilmek için yukarıda sayılan tedbirlere başvurmadan önce bu sorunu çözüme bağlamaları gerekir.
Kandaki kolesterin miktarı yüksek ise, özellikle hayvansal yağ içermeyen besinler yemeye dikkat ederek, kısa sürede düşürülebilir. Yapılan incelemelerle, kandaki kolesterin miktarı yüksek olan kimselerin, bitkisel yağlar bakımından zengin olan besinleri yedikleri zaman, kolesterinin belirgin bir biçimde azaldığı saptanmıştır. Günümüzde bu tedavi yöntemi, Amerika Birleşik Devletleri’nde geniş ölçüde uygulanmaktadır. Böylece kalp krizi geçirmiş olmaları nedeniyle çalışma hayatları aksamış olan birçok kimse yeniden eski çalışma temposuna dönebilmektedir. Bu tür hastalar, her gün beş yüz gram kadar ayçiçeği yağı içerek aterosklerozun önüne geçebilmektedirler. Ancak tadı pek hoş olmayan ve hatta kusmaya yol açabilen bu yağı, içilebilir duruma getirmek için içine, bol miktarda çeşni veren madde koymak gerekmektedir.
Son yıllarda kan kolesterinini azaltan birçok ilaçlar bulunmuştur. Ancak bu ilaçların uzun süreli etkilerinin ne olacağı henüz kesinlikle belirlenmemiştir. Kadınlık hormonunun kan kolesterinini azalttığı bilinmekle beraber, bazı yan etkileri, bu hormondan erkeklerin yararlanması olanağını kısıtlamaktadır.
Kanın pıhtılaşmasını güçleştiren ilaçlar kan yoğunluğunu azaltıp, pıhtılaşma süresini uzatma yoluyla etki gösterirler. Bu ilaçlar kalbi besleyen atardamarlarda, ateroskleroz belirtilerinin görüldüğü bazı durumlarda kullanılabilirler. Ancak, ilaçların gerçekten olumlu etki gösterip göstermedikleri henüz tartışılan bir konudur. Ayrıca ilaç kullanıldıktan sonra sık sık kan testleri yapma zorunluluğu da, çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Bundan başka, yüksek dozlarda uygulandıkları zaman, burunda ve vücudun başka bölümlerinde tehlikeli kanamalara sebep olmaları olasılığı da vardır.
Damar genişletici ilaçlar da yararlı olabilir. Bu tür etki gösteren maddelerden alkol de, az miktarda alınırsa faydalı olabilir.
CERRAHİNİN YARDIMI
Günümüzde damar cerrahları bazı atardamar sertleşmesi olaylarında yararlı işlemler yapabilmekte, özellikle atardamarlarında yaygın bozukluk bulunmayan, sadece bir bölgede sertleşme görülen kimselere yardımcı olabilmektedirler. Hasta damar kesilip, yerine vücudun başka bir yerinden alınan bir atar ya da toplardamar bölümü konmaktadır. Çıkarılan atardamar bölümünün yerine içi teflon ya da benzeri nesnelerle kaplanmış plastik ya da benzer maddelerden yapılmış borular yerleştirilmekte böylece atardamarın çalışmasının aksamaması sağlanmaktadır.
Kalbi besleyen atardamar tıkanıklıklarında, göğüs çeperine kan getiren bir damar kalbe dikilmekte ve kalp kasının karşılanamayan oksijen ihtiyacı bu şekilde giderilmektedir.
Özellikle bacak atardamarlarında görülen tıkanıklıkların giderilmesi için damar sertleşmesi belirtisi gösteren damarlara önce bir boru sokulmakta, sonra bu borunun ucunda bulunan bir baloncuk şişirilmekte ve boru geri çekilerek damar içindeki kireçlenmiş kan pıhtısı birikintileri temizlenmektedir.
Bazı bacak atardamarı sertleşmesi olaylarında omurganın iki yanında bulunan ve bacağa giden atardamarlar üzerinde büzücü etki yapan sinirlerin kesilmesi de yararlı sonuçlara yol açmaktadır. Bu işlem bacak derisindeki dolaşımın normale dönmesini sağlamaktadır. Ancak, bu ameliyattan sağlanan sonuç uzun sürmemekte, bir süre sonra damarlar eski hallerini almaktadır. Bu ameliyata sempatektomi (sempatik sinirlerin kesilmesi) adı verilmektedir.
İleri derecede atardamar sertleşmesi durumlarında bacaklardaki dolaşımın bozulması ve kangren belirmesi bacağın kesilmesini gerektirebilir.
Atardamar kireçlenmesi sık görülen, karmaşık ve tehlikeli sonuçlara yol açabilen, ancak her özelliği gereğince aydınlanmamış bir hastalıktır. Özellikle yaslılarda beyne, böbreklere ve kalbe yeterince kan gitmemesine bağlı olarak beyin yumuşamasına, bazı böbrek hastalıklarına, enfarktüse ve çeşitli organlarda kangrene yol açması nedeniyle, çağımızın en korkulan rahatsızlıklarından biri sayılmaktadır. Bazı vakalarda kişilerin ussal yeteneklerinde gerilemeye, unutkanlığa, yersiz gülmelere ve ağlamalara sebep olması da hastalığın başka etkileridir. Ancak, önleyici tedbirlerden ve cerrahi yöntemlerden yararlanılmaktadır.

